Kwik sayfasına hoş geldiniz! “İsfahani hangi mezheptendir” hakkında hazırladığımız bu özel içeriğin tadını çıkarın.
İsfahani hangi mezheptendir? Kayseri’de bir kış akşamı başlayan hikâye
Kayseri’de kışın sesi olur. Bunu ancak burada yaşayanlar anlar. Rüzgârın apartman aralarına sıkışıp ıslık çalması, sabahları camların buğusuna karışan sessizlik ve akşam erken çöken karanlık… Ben 25 yaşındayım ve bu şehirde, çoğu zaman kendi iç sesimle baş başa kalıyorum. Günlük tutmayı da bu yüzden seviyorum; çünkü bazen insanın kendi içinde kaybolması, dışarıdan daha kalabalık oluyor.
O gün de öyle bir gündü. Defterimi açtım ve yazmaya başlamadan önce aklımda tek bir cümle dolaşıp duruyordu: “İsfahani hangi mezheptendir?”
Bu soru basit gibi duruyordu ama içimde garip bir ağırlık yapmıştı. Sanki sadece bir alim hakkında bilgi aramıyordum; daha derin bir şeyin peşindeydim. Belki de inanç, aidiyet ve doğruyu bulma telaşıydı bu.
Bir kitapçıda başlayan sessizlik
O günü hatırlıyorum. Şehir merkezindeki küçük, eski kitapçılardan birine girmiştim. Kapı açılır açılmaz o kâğıt kokusu yüzüme çarptı. Sanki zaman yavaşlamıştı. Rafların arasında yürürken parmaklarım kitap sırtlarına dokunuyor, her biri ayrı bir dünyanın kapısını fısıldıyordu.
Bir kitabı çekip aldım. İçinde “İsfahani” ismi geçiyordu. Tam o anda içimde bir merak kıpırdadı. Sayfaları karıştırırken kendime şu soruyu sordum: İsfahani hangi mezheptendir?
Bu soruyu yüksek sesle söylemedim ama içimde yankılandı. Yanımda duran yaşlı bir adam bana baktı. Gülümsedi. O an neden bilmiyorum, içim hafifçe sıkıştı. Sanki bu soru sadece bilgi değil de bir arayışın başlangıcıydı.
Kitabı yerine koydum ama soru benimle birlikte çıktı o dükkândan.
Defterime düşen ilk cümle
Eve döndüğümde montumu bile tam çıkarmadan masama oturdum. Kayseri’nin soğuğu hâlâ üzerimdeydi. Kalemi elime aldım ve defterin ilk sayfasına şunu yazdım:
“Bugün bir isim takıldı aklıma: İsfahani. Ve tek bir soru: İsfahani hangi mezheptendir?”
Yazarken içimde garip bir huzursuzluk vardı. Çünkü bu soru sadece tarihsel bir merak değildi. Sanki doğruyu arayan ama sürekli farklı yollara sapan bir zihnin çırpınışıydı.
Ben bazen hayatı da böyle yaşıyorum. Net cevaplar arıyorum ama sorular büyüdükçe büyüyor.
Geceyle gelen düşünceler
Gece olduğunda Kayseri daha da sessizleşir. Sokak lambalarının altında kar taneleri dönerken ben pencereden dışarı bakıyordum. İçimdeki düşünceler ise durmuyordu.
İsfahani ismi zihnimde dönüp duruyordu. Onun hangi mezhebe bağlı olduğu sorusu bir anda sadece akademik bir bilgi olmaktan çıktı. Sanki insanın inançla kurduğu bağın ne kadar karmaşık olabileceğini hatırlattı bana.
O an kendime dürüstçe şunu söyledim: “Ben sadece bilgi öğrenmek istemiyorum, bir şeyleri anlamak istiyorum.”
Ve bu cümle içimi biraz acıttı.
Çünkü anlamak, bazen insanı rahatlatmaz. Tam tersine, daha çok sorgulatır.
Geçmişe kısa bir yolculuk
Birden lise yıllarım geldi aklıma. Din dersinde öğretmenin anlattığı farklı alimler, farklı yorumlar… O zamanlar her şey daha netti sanki. Soruların cevapları hızlı veriliyordu. Ama şimdi öyle değildi.
Şimdi bir isim bile insanın zihninde kapılar açabiliyordu. İsfahani kimdi? Hangi düşünce geleneğine yakındı? Hangi ekolden beslenmişti?
Ama daha önemlisi şuydu: Ben bu sorunun içinde neden bu kadar kayboluyordum?
Kendime dürüst olmaya çalıştım. Cevap basitti: Çünkü ben de bir yere ait olmak istiyordum. Düşünsel olarak, ruhsal olarak… Bir taraf seçmek değil belki ama bir anlam bulmak istiyordum.
Bir arkadaş sohbeti ve kırılma anı
Ertesi gün bir arkadaşımla buluştum. Aynı üniversiteden, eski bir dost. Çay içtik küçük bir kafede. Konu döndü dolaştı yine düşünsel meselelere geldi.
Ona “İsfahani hangi mezheptendir sence?” diye sordum.
Bana kısa bir bakış attı, sonra omuz silkti. “Ne fark eder?” dedi.
O cümle içime oturdu.
Ne fark eder?
Benim için o an çok şey fark ediyordu. Çünkü ben bu sorunun içinde kendi iç dünyamı arıyordum. Ama onun için sadece bir isimdi.
O anda biraz hayal kırıklığı hissettim. Çünkü yalnız olduğumu düşündüm. Ama sonra başka bir şey oldu: Bir rahatlama.
Belki de herkesin aynı soruları sormaması normaldi.
İç hesaplaşma
Eve döndüğümde uzun süre hiçbir şey yapmadım. Sadece oturdum. Telefonum elimdeydi ama ekranına bile bakmıyordum.
İçimde iki duygu çarpışıyordu: hayal kırıklığı ve umut.
Hayal kırıklığı çünkü bazı soruların başkaları için anlamı yoktu.
Umut çünkü bu sorular benim için hâlâ anlamlıydı.
Defterimi açtım. Bu kez daha uzun yazdım:
“Belki de İsfahani’nin hangi mezhepten olduğu sorusu, aslında benim hangi arayışta olduğumla ilgili. Belki de mesele onun değil, benim.”
Bu cümleyi yazarken elim titremedi ama içim biraz sarsıldı.
İsfahani ve arayışın anlamı
Günler geçtikçe bu soru zihnimde farklı bir yere oturdu. Artık sadece “İsfahani hangi mezheptendir?” diye sormuyordum. Onun üzerinden başka şeyleri de düşünüyordum.
İnsanlar neden sınıflara ayrılır?
İnançlar neden bu kadar belirleyici olur?
Ve en önemlisi: Ben bu soruların neresindeyim?
Bazen sabah yürüyüşlerimde bile bu düşünceler peşimi bırakmıyordu. Kayseri’nin soğuk havası yüzüme çarparken, içimde sıcak bir sorgulama devam ediyordu.
Küçük bir aydınlanma
Bir akşam, yine defterimin başındayken fark ettim: Ben aslında kesin bir cevap aramıyordum.
Ben bir yön arıyordum.
İsfahani’nin mezhebi, benim için artık bir bilgi sorusu değil, bir düşünce kapısı olmuştu. O kapıdan geçince insan kendine dair daha fazla şey görüyordu.
O an içimde hafif bir huzur oluştu. İlk defa bu soruya takılmadan bakabildim.
Son düşünceler
İlgili Yazımız: İsfahan'ın diğer adı nedir ?
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o sorunun beni nereye götürdüğünü daha iyi anlıyorum. İsfahani’nin hangi mezhepten olduğu sorusu, beni bir kütüphaneden, bir kitapçıdan, bir kafeden alıp kendi içime götürdü.
Ve orada şunu öğrendim:
Bazı soruların cevabı dışarıda değil, insanın içinde şekillenir.
Kayseri’de gece yine sessiz. Camın önünde oturuyorum. Defterim kapalı ama zihnim açık.
Ve artık o soruya daha farklı bakıyorum.
Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanı kendine yaklaştırmak için vardır.
Kwik ekibi olarak “İsfahani hangi mezheptendir” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!