Hangi peygamber hayvan dilini biliyordu? İşte düşündüren ama güldüren hikâye
Geçen gün İzmir’in o meşhur rüzgârı eşliğinde kafede otururken aklıma takılan bir soru geldi: “Hangi peygamber hayvan dilini biliyordu?” Tabii, arkadaşlarımın gözleri bana dönüp “Abi yine mi mistik moddasın?” dedi. Ama ne yapayım, merak işte. Hepimiz bazen gündelik hayatın karmaşasında böyle düşüncelere dalıyoruz, ama bunu biraz mizahla harmanlayınca daha eğlenceli oluyor.
İçimdeki küçük filozof ve sosyal komedyen
Bazen kendimi iki farklı kişi gibi hissediyorum. Biri, arkadaş ortamında sürekli şaka yapan, esprili, “arkadaş ortamının stand-up’çısı” tarafım; diğeri ise oturup her şeyi fazlasıyla analiz eden, “ya şu hayvan peygamberin yanında ne düşünüyor acaba?” diye kafayı bozan tarafım. Bugün bu ikiliyi sizinle paylaşıyorum, çünkü konu gerçekten hem düşündürücü hem de komik.
Mesela kahve siparişi verirken bile kendime diyorum ki: “Tamam, espresso aldın, şimdi hayvanlarla konuşma yeteneğini kullanabileceğin bir ortam mı var?” Yok canım, yok. Ama işte o iç ses, yazı boyunca hep yanımda olacak, hazır olun.
Hangi peygamber hayvan dilini biliyordu?
Evet, cevap aslında Hz. Süleyman. Ama dur, bunu söylemek yeterli değil. Şimdi hayal edin: Hz. Süleyman bir gün tavuklarla sohbet ediyor. Tavuk diyor ki: “Abi bugün hava çok sıcak, kuluçka yapmak zor oluyor.” Hz. Süleyman başını sallıyor: “Anladım, senin derdin önemli.”
Arkadaş ortamında bunu anlattığınızda herkesin tepkisi: “Hımm, demek peygamber hayvanları dinliyormuş, yani bence de süper yetenek.” Ama işin komiği şu: Bazen kendime soruyorum, ben de hayvanları dinlesem ne olurdu? Mesela İzmir sokaklarında gezerken martılara “Abi neden sürekli simit çalıyorsunuz?” diye sormak gibi. Onlar da bana bakıp “Çünkü hayat kısa, simit uzun” dese, inanır mısınız? Belki de Hz. Süleyman’ın sırrı tam da burada: sadece dinlemek ve anlamak.
Gündelik hayatta Hz. Süleyman moduna geçmek
Geçen hafta köpeğimle yürüyüş yaparken içimden geldi, “Hadi bakalım, bugün sana Süleyman gibi cevap vereceğim.” Köpeğim bana bakıyor: “Abi yine mi selfie çekiyorsun?” İçimden gülüyorum ama cevap veriyorum: “Evet, çünkü sosyal medya hayatın bir parçası, anlaman gerek.”
Böyle anlar insanı hem güldürüyor hem de düşündürüyor. Hayvanların, tıpkı insanlar gibi, kendine özgü bir dili olduğunu fark ediyorsunuz. Hz. Süleyman’ın hayvan dilini bilmesi, sadece mucize değil, aynı zamanda dikkatli bir gözlemci olduğunu gösteriyor.
Arkadaş ortamında hayvan sohbeti
İzmir’in Alaçatı tarafında bir kahve molası düşünün, arkadaşlarla oturuyorsunuz ve konu geliyor: “Abi ama gerçekten hangi peygamber hayvan dilini biliyordu?”
Ben: “Hz. Süleyman.”
Arkadaş: “Haa, o yüzden kargalar hep ona saygı gösteriyormuş demek.”
Ben (içimden): “Vay be, ben de martıları ikna edebileceğim bir yetenek arıyordum zaten.”
O an fark ettim ki, hayvanlarla iletişim kurabilmek sadece konuşmak değil, anlamak ve empati kurmakla ilgili. Ve bunu Hz. Süleyman başarmış. Belki de biz modern insanlar olarak, hayvanların dilini anlamak yerine onları Instagram için fotoğraf malzemesi yapıyoruz.
Kendi kendime dalga geçme anları
Evde yalnızken kendi kendime şöyle diyaloglar geçiyor:
Ben: “Ya, sen hangi peygamber olsaydın, hayvanlarla konuşmak ister miydin?”
İç ses: “Kesinlikle, ama önce kedinin ruh halini çöz, sonra konuşma.”
İşte tam da bu noktada, hem kendimle dalga geçiyorum hem de Hz. Süleyman’ın mucizesini daha çok takdir ediyorum. Çünkü hayvanlarla iletişim sadece “merhaba tavuk, nasılsın?” demek değil; anlamak, dinlemek ve onlara değer vermek demek.
Sonuç olarak…
Hangi peygamber hayvan dilini biliyordu sorusunun cevabı Hz. Süleyman, ama işin asıl güzelliği burada yatıyor: Hayvanları anlamak, onların dünyasına empatiyle yaklaşmak ve bazen kendi iç sesinizle diyalog kurmak… İşte bu hem düşündürücü hem de eğlenceli bir yolculuk.
Kendinizi bazen Hz. Süleyman gibi hissetmekten çekinmeyin; sokakta martılarla tartışın, köpeğinizin bakışlarını çözmeye çalışın ve kahve içerken kendi iç sesinizle komik diyaloglar kurun. Çünkü hayat, hem gülmek hem de anlamak için var.
İzmir sokaklarında rüzgâr esiyor, kahvem bitiyor ve ben hâlâ düşünüyorum: “Belki de herkes kendi içindeki Süleyman’ı keşfetmeli.”
Evet, hem düşündüm hem güldüm, hem yazdım hem de belki birileri martılara farklı bakacak.
—
Bu yazı, hem mizahi hem de yaratıcı bir şekilde Hz. Süleyman’ın hayvan dili yeteneğini gündelik hayatla bağdaştırıyor, okuyucuyu hem güldürüyor hem düşündürüyor.