İçeriğe geç

Kaygılı’nın anlamı nedir ?

Bir Kelimenin Peşinde Başlayan Hikâye

Bazı kelimeler vardır, sadece sözlükte durmaz. İnsan onları bir yerde duyar, bir bakışta hisseder, bir gecenin ortasında uyanınca aklının içine çöker. “Kaygılı” da benim için öyle bir kelimeydi. İlk kez tam olarak nerede karşıma çıktığını hatırlamıyorum ama sanki hep hayatımdaymış gibi bir ağırlığı vardı.

25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Günlük tutmayı bırakmayanlardanım. Bazen yazdıklarım kimsenin okumayacağı kadar içime dönük oluyor, bazen de sanki bir gün biri okuyacakmış gibi titizleniyorum. Ama en çok kendime yazıyorum. Kendimi kaçırmamak için.

Son zamanlarda defterimin kenarına hep aynı kelimeyi yazdığımı fark ettim: “kaygılı.”

Bunu yazıp altına hiçbir şey eklemediğim çok sayfa var. Sadece o kelime. Sanki tek başına bir duygu değil de bütün bir hayatın özeti gibi.

Ve ben, bu kelimenin anlamını sadece sözlükte değil, kendi içimde de çözmeye çalışıyorum.

Kayseri’de Bir Akşam: İçimdeki Gürültü

Kwik olarak bu yazımızda “Kaygılı’nın anlamı nedir” konusunu masaya yatırıyoruz. Keyifli okumalar!

Kayseri’nin akşamları sessiz değildir aslında. İnsanlar sessiz sanır ama ben bilirim, şehir kendi içinde uğuldar. Rüzgâr binaların arasından geçerken sanki herkesin içini karıştırır.

O akşam işten çıkmıştım. Normalde yürümeyi severim ama o gün yürümek bile ağır geldi. Kafamın içinde bir kalabalık vardı; sanki herkes aynı anda konuşuyor ama kimseyi duyamıyordum.

“Kaygılı” kelimesi yine oradaydı.

Bir otobüs durağında durdum. Ellerim cebimde, telefonuma bakıyorum ama aslında hiçbir şeye bakmıyorum. İçimde bir şey sürekli aynı soruyu soruyordu: “Ya yetişemezsem? Ya yanlış bir şey yapıyorsam?”

Bu soruların cevabı yoktu ama sesleri çok yüksekti.

O an fark ettim: “Kaygılı” sadece bir kelime değil, bir hâl.

İnsanın içinde görünmeyen bir titreşim gibi. Ne tam korku, ne tam endişe… ikisinin arasında bir yer. Sürekli tetikte olma hâli.

Ben o an kaygılıydım. Bunu inkâr edemezdim.

Otobüs Durağında Beklerken

Durağın ışığı sarıydı. Sarı ışık bana hep hastane koridorlarını hatırlatır, neden bilmiyorum. Belki de insanın içi sıkışınca her şey başka bir şeye benzemeye başlıyor.

Yanımda bir kadın vardı. Elinde market poşetleri, yüzünde yorgunluk. Telefonda biriyle konuşuyordu:

“Tamam tamam, merak etme.”

Bu cümleyi duyunca içim daha da sıkıştı. Çünkü ben kimseye “merak etme” diyebilecek kadar emin değildim.

Telefonumu çıkardım, defterime not aldım:

“Kaygılı: geleceği yaşarken bugünü kaçırmak.”

Sonra kendi kendime güldüm. Ama bu bir mutluluk gülüşü değildi. Daha çok “kendimi yakaladım” gülüşüydü.

Çünkü gerçekten de öyleydi. Ben sürekli gelecekte yaşıyordum. Bir sonraki gün, bir sonraki hata, bir sonraki ihtimal…

Şimdi ise sadece bekliyordum.

Otobüs geldiğinde kalabalıkla birlikte bindim. İnsanların nefesi, montların sürtünmesi, küçük bir kaos… Ama en büyük ses yine içimdeydi.

Camdan Dışarı Bakarken

Otobüs hareket ettiğinde camdan dışarı baktım. Kayseri’nin ışıkları akıp gidiyordu. Her ışık bir hayat gibi geliyordu bana. Her evin içinde başka bir hikâye, başka bir kaygı.

O an düşündüm: Acaba herkes “kaygılı” mı?

Belki de herkesin içinde görünmeyen bir oda vardır. Orada oturup düşüncelerini dinlediği bir yer. Bazılarının odası sessizdir, bazılarınınki hiç susmaz.

Benim odam o gün çok gürültülüydü.

Bir an gözlerimi kapattım. Nefesimi dinledim. Ama nefes bile düzenli değildi. Sanki içimde bir şey sürekli “daha hızlı ol, daha dikkatli ol” diyordu.

Ve ben o sese alışmıştım. Bu beni korkuttu.

Eve Dönüş ve Defter

Eve geldiğimde ayakkabılarımı çıkarmadan bir süre kapının önünde durdum. Sanki içeri girersem o düşünceler de benimle girecekmiş gibi.

Ama zaten içimdelerdi.

Odam küçük. Duvarlarımda eski notlar, yarım kalmış cümleler var. Masamın üstünde her zaman açık duran defterim… O defter benim ikinci beynim gibi.

Oturdum.

Kalemi elime aldım ama yazmadan önce uzun süre boş sayfaya baktım. Çünkü bazı şeyleri yazmak, onları daha gerçek yapar.

Sonra yazdım:

“Bugün kaygılıydım.”

Durup düşündüm.

Bu kelimeyi neden bu kadar sık kullanıyorum?

Kaygılı’nın anlamı nedir?

Kendi kendime bu soruyu sordum o gece. Sanki bir öğretmen gibi değil de, eski bir arkadaş gibi sordum.

Kaygılı…

Bir şey olacak diye beklerken, aslında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen anların içinde sıkışıp kalmak mı?

Yoksa sürekli bir şeyleri kontrol etme isteği mi?

Belki de ikisi de değil.

Belki de kaygılı olmak, insanın kendi içinde fazla uyanık kalmasıdır. Uyuyamayan bir tarafın sürekli nöbette olmasıdır.

Ben bunu yazarken içimde garip bir şey oldu. Sanki kelime biraz daha anlam kazandı ama aynı zamanda biraz daha ağırlaştı.

Çünkü fark ettim ki, kaygılı olmak sadece düşünmek değil. Fazla düşünmek.

Ve fazla düşünmek, bazen yaşamayı unutturuyor.

Küçük Bir Hatıra: Çocukluğun Sessizliği

Birden çocukluğum geldi aklıma. Kayseri’nin daha eski mahalleleri… Tozlu sokaklar, akşam ezanı, annemin seslenişi.

O zamanlar “kaygı” diye bir kelime yoktu hayatımda.

Düşündüğüm şeyler daha basitti: Top oynayacak mıyım, eve geç kalacak mıyım, annem kızacak mı?

Ama şimdi… şimdi her şey daha büyük ama aynı zamanda daha görünmez.

Büyümek böyle bir şey mi diye düşündüm.

Belki de kaygılı olmak, büyümenin yan etkisidir.

Bir Telefon Bildirimi ve Dağılan Düşünceler

Telefonum titredi. Bir mesaj geldi. Basit bir mesajdı ama içimdeki düşünce zincirini kırdı.

Bir an gerçek dünyaya döndüm.

Ama garip olan şu: Gerçek dünya bile artık kaygısız gelmiyordu. Her şey biraz düşünülmüş, biraz hesaplanmış gibiydi.

Mesajı cevapladım. Sonra tekrar deftere döndüm.

Ama yazacak kelime bulamadım.

Çünkü bazen kelimeler de yorulur.

Kaygının İçinde Kendimi Aramak

O gece uzun süre uyuyamadım. Tavanı izledim. Tavanın çatlakları bile bir şey anlatıyor gibiydi.

Kendime şunu sordum:

“Ben gerçekten kaygılı biri miyim, yoksa sadece düşünmeyi fazla mı seviyorum?”

Cevap gelmedi.

Ama belki de bazı soruların cevabı olmaz. Sadece yaşanır.

İçimdeki kaygı tamamen yok olmadı. Ama şekil değiştirdi. Sanki biraz daha anlaşılır hale geldi. Artık düşman gibi değil, tanıdık bir ses gibiydi.

Rahatsız edici ama tanıdık.

“Kaygılı’nın anlamı nedir” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Kwik olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.

Sabaha Karşı Gelen Sessizlik

Sabaha doğru uyku geldiğinde, içimdeki gürültü biraz azalmıştı. Pencerenin dışı yavaş yavaş aydınlanıyordu.

O an şunu hissettim: Kaygılı olmak, insanın kırılganlığını fark etmesi.

Ve kırılganlık kötü bir şey değil.

Sadece gerçek.

Defterimi kapatmadan önce son bir cümle yazdım:

“Kaygılıyım ama hâlâ buradayım.”

O cümlede bir ağırlık vardı ama aynı zamanda küçük bir rahatlık da.

Çünkü bazı duygular insanı yormaz, sadece hatırlatır: yaşıyorsun.

Ve ben o sabah, bütün kaygıma rağmen, yaşamaya devam ettiğimi hissettim.

Benzer Konular: İsfahan'ın diğer adı nedir ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
tulipbet